Hıdır AKBAYIR, "ERBAİN" KONUŞMASI

ERBAİN

Sayın Protokol,

Sayın İzleyiciler

Hepinize şahsım, Genel Başkanım Erdoğan Döner ve Onursal Başkanım Prof. Dr. İzzettin Doğan adına selam ve sevgilerimi sunuyorum.

Sevgili Ehlibeyt dostları bu gün “Erbain” yani “Kırkıncı gün”, Kerbela Şehadetinin kırkıncı günü. Miladi takvime göre şehadettin üzerinden 1338 yıl geçmiştir. Geçen bu süre ve geçecek olan zaman içerisinde Hz. Hüseyin ve yarenleri hep saygıyla, sevgiyle anılmaya devam edeceklerdir.

Hz. Hüseyin’i anmak ve Hz. Hüseyin’e ağlamak son derece duygusal ve insani bir davranıştır. Ancak bunlardan daha önemlisi Hz. Hüseyin’i anlamaktır.

Hz. Hüseyin yaklaşık 1400 yıl önce, insanlığa çok önemli bir yol göstermiştir. Yaşamın amacının iyi bir ruhu taşımak olduğunu, bunun da erdemli olmakla sağlanabileceğini, erdemden bağımsız bir ahlak anlayışı ortaya koymak yanlıştır. Zira Hz. Muhammed İslamiyeti “Güzel Ahlak” olarak tanımlamıştır. O halde ahlak gelenekle, töreyle ilgili bir şey olmamalıdır. Ahlak erdemle bütünleşirse anlam ve değer kazanır. Erdemli olmanın başında da adalet ve cesaret gelir. Zalim ve korkak bir insanın ahlaklı ve erdemli olması mümkün değildir. Bunun ötesinde adalet ve cesaret adı verilen erdemlerinin ayrı ayrı tek başına bir anlamları yoktur. Bu iki erdem birlikte bir anlam ve değer kazanır. Bir insan adilse, ama aynı zamanda korkaksa, adaleti sağlayamaz. Bir insan cesursa, ama aynı zamanda zalimse, sahip olduğu cesaret onu iyi biri insan yapmaz. Bu iki erdeme birden sahip olmak gerekir. İşte Hz. Hüseyin bu ikisine birden sahiptir. Bize öğrettiği başka bir şey ise; ahlakın, erdemin ve adaletin bireysel bir konu olmayıp, toplumsal bir konu olduğudur. Toplumdan yalıtılmış bireyin ahlakı, erdemi ve adaleti olmaz. Bu değerler toplumsal boyutta gerçekliğe dönüşür.

Hz. Hüseyin ahlakı, erdemi ve adaleti toplumun temel değerleri olarak kabul edip, bu değerler uğruna bile bile şehadeti göze alırken, aynı dönemde bir takım ekoller aracılığıyla beyinler yıkanmakta ve iktidarın ürettiği yeni dinle doldurulmaktadır. En büyük ibadetin, iyiliği emredip, kötülüğü men etmek ve zalim hükümdarın karşısında hakikati söylemek olduğu gerçeği toplumun hafızasından silinmeye çalışılmıştır.

Hz. Hüseyin güzel ahlak, adalet ve cesaretin sembolüdür.

İnsanlık tarihinin her döneminde hak ile batılın, adalet ile zulmün, tevhit ile şirkin, iman ile küfrün mücadelesini görmekteyiz.

20. yüzyıla gelindiğinde artık temel hak ve özgürlükler uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmaya ve haksızlıklara karşı uluslararası adalet kurumları kurulmuştur. Buralarda bireysel ve kurumsal hak arama yolları tesis edilmiştir.

Ülkemizde de Anayasamızın 10. Maddesine “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Buna rağmen Alevi inançlı yurttaşlar ayrımcılığa tabi tutulmuş ve bu haksızlık AİHM kararları ile tescil edilmiş. AİHM Büyük Dairesi’nin verdiği kararda:

-Devlet Alevilere ayrımcılık yapıyor.

-Alevi İnanç Önderlerinin yaptıkları hizmetler kamu hizmeti olarak kabul edilmelidir.

-Genel bütçeden Alevi İnancı için pay ayrılmalıdır.

-Cemevleri Alevilerin ibadethaneleridir. Diğer ibadethanelere tanınan olanaklar cemevlerine de tanınmalıdır.

Hükümlerine rağmen kararın üzerinden 3 yıla yakın süre geçtiği halde hala bu kararlar uygulanmamıştır. Bu kararlarının en kısa zamanda uygulanmasını diliyoruz.

Toplumda temel hak ve özgürlüklerin, ayrım gözetmeksizin uygulanması, dayanışmanın, huzurun ve barışın temelini oluşturur.

Hz. Hüseyin’in ilkeleri günümüzde de bize yol göstermektedir yeter ki uyalım ve uygulayalım.

Saygılarımla.

 

28.10.2018

Hıdır AKBAYIR

CEM Vakfı Genel Müdürü