Birarada Olmak

Alevi kurumlarının ayrı ayrı isimlerle anılması ve ayrı dernek ve vakıfların olmasını bir zenginlik olarak kabul edebiliriz. Keşke isimlerini andığımız yol önderimiz daha çok olsaydı ve onların adına dernekler, vakıflar kurup etkinlikler yapsaydık. Sorun isimlerin çokluğundan değildir.

Demokratik bir ülkede sivil toplum kuruluşları, yani dernekler, vakıflar, odalar ve benzeri kuruluşlar toplumun dinamiğini oluşturur. Ancak bu kuruluşlar görevlerini ve kuruluş amaçlarını doğru yansıtmadıkları zaman toplumda yanlış algılar ve kavramlar meydana geliyor. Daha net bir ifadeyle “Alevi İslam” inancı adına kurulan birçok dernek ve vakıf Alevi inancını farklı farklı tanımlamakta ve topluma taktim etmektedir. Bunun nedeni eğitim kurumlarının olmaması ve günümüze kadar gelen bilgilerin kuşaktan kuşağa aktarılarak deforme olmasıdır. Mevcut kurumların hiç birinde akademik kurumlar ve kadrolar bulunmamaktadır. Kimi kurum siyasete, kimi de ticarete yeltenmektedir. Hatta bazıları da kulağa hoş geldiği için olsa gerek “ Alevi Enstitüsü”, “Alevi Akademisi” gibi tabelalar asmaktadır. Tabeladan ne keramet bekliyorlarsa?

Temel kaynak ve ilkeler üzerinde ortak çalışmalar yapılmadığı için söylem birliğini yakalamak mümkün değildir. Yapılması gereken biran önce akademik kurumların oluşturulması ve Alevi inancının temel kaynakları olan başta Kur’an, buyruklar, cönkler, günümüze kadar gelen temel kaynakların bir bilim kurulu tarafından Alevi inancına uygun olarak yani zahir, batın, tasavvuf düşüncesini yansıtacak şekilde tercüme edilerek çoğaltılması ve Emevi yorumlarının ayıklanmasıdır. O zaman inançsal anlamda farklı söylemler ortadan kalkar.

Önemli bir hususta Alevi İslam inancının temel kavramları doğru kullanılmadığı için anlam kargaşası yaşanmaktadır. İsimler ve kavramlar çok önemlidir. Örneğin, “Cem İbadeti” yerine “ Cem Töreni” veya “Hakk-a yürüdü” yerine “öldü” tabirleri… Oysaki bir toplumu değiştirme ve dönüştürmenin en önemli faktörleri isimleri ve kavramları yanlış kullanmaktan geçer. Hatta bu yanlış kullanımlar yalnız inancı bozmaz aynı zamanda ahlakı da bozuyor.

Yukarıdaki örneği açacak olursak;

Cem ibadeti yerine, Cem töreni dediğimizde; İbadet: Tanrı’ya yakarmaktır. İçsel bir davranıştır. Hedefinde hak, hukuk, dayanışma, yardımlaşma ve Tanrı’nın yasaklarına uymak vardır. Tören: tamamen formal şekillere dayanan, belli toplumsal amaçlarla yapılan etkinliktir. Görüldüğü gibi bir biri ile hiçbir ilgisi yoktur. İbadet yerine tören kullanılması halinde işin şekli yönü ön planda olur ve dolayısıyla ahlaki bir gelişme sağlanmadığı gibi ahlak erozyonuna neden olur.

Sonuç olarak nasıl ki üretim azlığından fiyat enflasyonu doğuyorsa, Alevi kurumlarında da bilgi üretimi olmadığı için farklı söylemler ortaya çıkmaktadır. Oysaki Alevi inançlı insanların (yalnız Türkiye’de değil) bu kuruluşlardan beklentileri, Alevi inancını Kur’an ve Buyruk referanslı aklın ve bilimin ışığında yorumlamaktır. Bu sayede genç kuşakları hem bilgilendirmiş hem de sağa sola sapmalarını önlemiş oluruz. Aksi taktirde ülkemizde, “Sübyan Mektebi” adı altında anaokulu seviyesinde başlayarak devam eden İmam-Hatip Liseleri, çeşitli tarikatların organize ettikleri Kur’an Kursları, İlahiyat Fakülteleri ve devasa bir bütçe ile Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yaratılmak istenen Vahabi-Selefi iklimden gençlerimizi kurtarmak mümkün olmayacaktır.

Hangi isim altında kurulmuşsa kurulsun, bütün Alevi Dernek ve Vakıflarının biran önce bir araya gelerek güç birliği yapmaları ve Akademik kurumlarını kurmaları en acil sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. 07.01.2019

         Hıdır AKBAYIR

CEM Vakfı Genel Müdürü