Sivas’ta on altı yıl önce, 2 Temmuz’da, toplumsal barışımızı, birlik ve beraberliğimizi yok edip ülkemizde bir belirsizlik ortamı yaratıp, Alevi-Sünni karşıtlığı ve kavgası çıkarmayı hedefleyen kanlı olaylar yaşanmıştı. Barış için, kardeşlik için, dostluk için Pir Sultan Abdal etkinliklerine giden ülkemizin önde gelen aydınları, saz çalıp semah dönen gençlerimiz acımasızca bir barbarlık örneği olarak yakılmıştı. Toplum vicdanında derin yaralar açan ve tüm Türkiye’de büyük bir nefretle karşılanan olaylar ülkemizde hiçbir kesim tarafından tasvip edilmemiş, “cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak” diyen olayın görünürdeki faillerinin amaçlarının aynı zamanda laik Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimini değiştirmeyi hedefledikleri, bu etkinlikleri, Alevileri, Pir Sultan Abdal’ı eylemleri için zemin olarak kullandıkları görülmüştür.
Alevi İslam’ın en ulu ozanlarından ve İmam Ali, Ehlibeyt sevgisiyle, sevdasıyla coşup binlerce dize şiir yazan, nefesleri dilden dile gönülden gönüle yüzyıllar boyunca Alevisiyle, Sünnisiyle, Türküyle, Kürdiyle tüm kesimlerce büyük bir aşkla, beğeniyle sazlar eşliğinde seslendirilen ve ölümsüz Alevi bilge ozanları arasında anılan Pir Sultan Abdal’ın yetiştiği topraklarda bu olayın yaşanması daha da acıdır. En hazini de Türkiye’nin birliğinin temellerinin atıldığı, tarihi Sivas Kongresi’nin toplandığı, insanı yücelerden yüce gören hiçbir ırk, renk ayrımı yapmadan yetmiş iki millete bir gözle bakılması gerektiğini söyleyen Aşık Veysel’lerin yetiştiği Türkiye’nin orta yerinden yükselen kanlı dumanları elbette hiçbir zaman unutmayacağız. Bu olaylarla tüm Sivas ve Türkiye yakılmak istenmiştir. Ama bu uluslar arası oyunu büyük Türk milleti bozmuş, milli iradesiyle, binlerce yıllık sağduyusuyla bu tertiplere gelmeyip yoluna devam etmiştir.
Yaratılmışı hoş gördük yaratandan ötürü diyen, düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın diyen, her ne olursan ol yine gel diyen bir büyük İslam tasavvufunun temsilcileri olan Alevi İslam inancına sahip milyonlarca insan büyük Atatürk Devrimine, İlkelerine bağlı bir şekilde, kendi yurtlarında inançlarını yaşamaktadırlar. Onların en büyük istekleri yasal olarak önlerine konulan çağın çoktan gerisinde kalmış yasakların, engellerin ortadan kaldırılması, toplumsal barışın tam anlamıyla sağlanmasıdır.
Devlet üzerine düşen görevlerini yerine getirdikçe, vatandaşları arasında sürdürdüğü ayrıma son verdikçe, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bir dahi olarak önümüze koyduğu çağdaşlaşma yönündeki hedeflerimize devam ettikçe bir daha Sivas gibi, Çorum gibi, Maraş gibi kıyımlarla karşılaşmayacağımız bir gerçektir.
Kendi ülkesinin, insanın değerleriyle ve gerçekleriyle yaşayan bir Türkiye, kendi içindeki ve uluslar arası güçlerin yönlendirdiği dış güçlerin boy hedefi olmaktan çıkar, dünyaya örnek bir kalkınma gerçekleştirebilir, toplumsal barışını da tam sağlayabilir.
Yoksa bir ileri iki geri, yerinde sayan, yirmi beş milyonluk bir vatandaş kitlesinin yasal haklarını görmezlikten gelerek, sekiz saat boyunca insanlar diri diri yakılırken, onları seyreden bir devlet hiçbir zaman gerçek bir devlet olamaz. Bu devleti yönetenler de hiçbir zaman gerçek devlet adamları olamazlar.
Alevi İslam inancında temel hedef kamil insan mertebesine ulaşmaktır. Seni özümden yarattım, sana şah damarından daha yakınım, diyen Tanrı’nın var ettiği insan, insanca yaşadıkça, ahlak erdemlerini hayatında uyguladıkça, hamken pişip olgunlaştıkça, gerçek bir insan olur. Alevi İslam anlayışında tüm ibadetler insanı kamil’e ulaşmak için birer araçtır. Tüm insanların birbirine kardeşten de yakın olduğu bir dünya gerçekten yaşanabilir bir dünyadır. İslam tasavvufunun en özgün yorumu olan Alevi İslam’ın da hedeflediği budur. Binlerce bilge ozanıyla, dedesiyle, babasıyla, ereniyle sadece Anadolu’da değil, Horasan’dan, Tuna Nehri boylarına kadar yayıldığı tüm topraklarda bu değerlerin yaşatıldığı bir dünyanın kurulması için Alevi İslam inanç ve toplum önderleri mücadele vermiştir.
Haksızlığa karşı gelip hak bildiği gerçek yolda; Alevi İslam yolundan, İmam Ali’nin yolundan korkusuzca yürüdüğü için asılan Pir Sultan Abdal’ın kutlu yolundan yürüyüp, şimdi sonsuzluk aleminde birer ışık kaynağına dönüşen, Sivas’ta kaybettiğimiz tüm canlarımızı bu vesileyle bir kez daha anıyor, bu menfur olayı bir kez daha kınıyor, bir daha bu tip olayların yaşanmamasını diliyoruz.