KAMİL OLMA YOLUNDA / 26 Şubat 2024, Pazartesi

İnsan maddi ve manevi yönlü olarak yaratılmıştır. Maddi yönü zahiri özelliklerini kapsar. Manevi yönü ise batıni yani nefsinin sınandığı tarafıdır. Beşer nefsini yenmekle kendini bulur. Tasavvufta nefsini yenme durumu yedi mertebe şeklinde açıklanır. Kişi “nefs-i emmare”den başlayarak dünyevi olandan uzaklaşır ve “nefs-i kamile"ye ulaşır. Burada Hakk’ın tecellisine erer.

“ Men arefe nefsehu, fekad arefe Rabbehu” ( kendini bilen/ tanıyan Rabb’ ini de bilir.)

  İki eli, iki ayağı bulunan, iki ayak üzerinde dik bir biçimde dolaşan, aklı ve düşünme yeteneği olan bir varlıktır insan. İnsana ilişkin açıklayıcı ve kuşatıcı mantıksal tanım neredeyse imkânsız olup varoluş aşamasıyla ile ilgili de bilimsel belirsizlik halen tam anlamıyla çözülmüş değildir. Bu konu bugünün medeniyetinde çok kapsamlı ve önemli bir konudur. Bütün dinler insan konulu görüşlerinde gerek insanı aciz bir varlık ilan etmiş, gerekse de insanı asalet sahibi varlık ilan etmişler. İnsan; asil, iradesi olan, bilen, düşünen hatta yaratıcı bir varlıktır. Onun kendini bulduğu, yaşamını sürdürdüğü tabiattan aldığı güç ile araç ve gereçleri ürettiğini, Yaradan’ın tabiatın derinliklerindeki güçleri onun emrine vermesiyle sanatını yaptığını çok iyi bilmekteyiz.

İsra suresi 70: “Ve onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” ayetinden de anlaşılacağı üzere yeryüzündeki bütün varlıklardan üstün olma şerefi insana Allah tarafından verilmiştir. İnsan kendi güzelliğini görmedikçe Allah’ ı asla tanıyamaz. Bütündeki Allah’ ı keşfetmek içimizde bulunan sonsuz bilginin anahtarına ulaşmakla olur. Bu da akıl yoluyla bulunabilecek bir arayıştır.

İnsan kendisine doğuştan bahşedilen akıl ile yani idrak ile seçim ve tercihlerini yapar. Akıl insanı diğer varlıklardan ayıran temel vasfın kendisidir, kendisinde olan cüzi akıl ile külli akıl’ a tabii olursa Hak ile batılı ayırır. Cüzi akıl öğrenci gibidir. Külli akıl ise öğretmen gibidir. İnsan gönül noktasının uyanmasıyla birlikte öğrencilikten öğretmenliğe geçebilir. Değişim acı verici bir duygu olmaz kimi zaman fakat değişime direnmek insan için sancılı geçer. Bu sebeple insan değişimle birlikte kâinatı kendisinde cem etme kabiliyetini elinde bulunduran tek varlıktır.

  İnsanı insan yapan görevlerden bir tanesi de yaratanla bağını kuvvetlendirmesidir.  Bağın kuvvetlenmesinden maksat; dua, tefekkür ve zikir  ( anmak)  ile Allah’ a yakınlaşmaktır. Yakınlaşmak; onun her mertebedeki tecellisine, bütün isim ve sıfatlarına mazhar olmasıdır. Bu vasıfları elde edene “ İnsan-ı kâmil” denir. İnsan-ı Kamil mertebesi bir insanın ulaşabileceği en üst noktayı tanımlar. İnsan-ı Kâmiller; şeriat, tarikat, marifet ve hakikat itibariyle işleri iyi, sözleri doğru, hikmeti bilerek Dört Kapı Kırk Makam’ı hal edenlerdir. Haksal hakikate ve gerçeğe erendir. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ nin “ Kul Tanrı’ya kırk makamda erişir.”  sözünden de anlaşılacağı üzere kişinin/talibin ulaşmak istediği mertebe İnsan-ı Kamil mertebesidir. Bu mertebe insanın tek başına ulaşabileceği bir aşama değildir. Maide suresi 55: “ Ona varmaya vesile arayın.” Talip olanın ( talep edenin )  Pir ve Mürşidine  “ ikrar vererek” yolun kural ve aşamalarını geçer, yaşamın her noktasını kendin de hal ederek de gönül noktasını uyandırır.  Mevlana:” Sevgiyi, güzel ahlakı, hoşgörü anlayışını içerisinde bulunduran, kendi aslını idrak eden iyilikleri şahsında toplayanlar insan-ı kâmillerdir.” demiştir.

   İnsan-ı kâmil insanın manevi eğitim yolculuğundaki son aşamadır. Kişi Rabbini tanıyan,  ilmiyle ilimlenen, haliyle hâllenen, sıfatlarıyla sıfatlanan, nitelikleriyle nitelenen ona karşı kulluk görevini yerine getiren, bütün esmalara agâh olan cümle varlığın isimlerini bilen, yeryüzünde bir halife yaratacağım, ayetinin kendisidir ve mutlak sorumluluk sahibi olandır.   

 Aslan İlhan Dede

ALEVİ İSLAM İNANÇ HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI

Ayrıntılı Bilgi İçin; Alevi İslam İnanç Hizmetleri Sayfasını Takip Ediniz  https://www.aleviislaminanchizmetleri.org/