Hakk Yolu / 13 Mart 2023, Pazartesi

HAKK YOLU…

“Yürüyüp giden Sufi, canında bir can var o canı ara!”

(Celaleddin Rumi)

İnsan, bir tarafı meleklere (akıl), bir tarafı şeytana (nefse) uzanan tecelliler manzumesidir. Nefis kötülüklerin, rahmani ruh olan akıl ise rahmaniyeti yani iyilikleri temsil eder. Akıl, can’ın canını ve insanda tecelli eden rahmaniyeti arar. Kötülükleri temsil eden nefis ise emredicidir. Hep ister, karşılığı yoktur, hep” ben”der. İnsanoğlu bu “ben”ini yani nefsini terbiye edip yaratılma gayesine uygun bir inanış ve yaşayış içine girdiğinde “mahlukatın en şereflisi” sıfatına bürünür. Yüce yaratıcı; “Madem ki yeryüzünün en şereflisisin, her attığın adımda bunu unutma, bu soylulukla hareket et. Çünkü yaratılırken “elesti bezm” de ruhun “İlla” diye ikrar verdi. Yani rahmet insanı olmalısın. Elinden, dilinden, belinden emin güvenilir insan olmalısın, der.”

Evet! Yaradılış gayemiz budur. Ama gel gör ki İslam’ım diyenler bu soyluluğun arayışında olmadı. Cehalettin pençesinden kurtulamadılar. İkinci doğum dediğimiz eğitimin, öğretimin peşinden gitmediler. Cihat deyip ocaklar söndürdüler. Cihatı gönlünde hiç aramadılar, gönüller yapmayı, kazanmayı ilke edinmediler. Ve bu günkü acınacak durumlara düştüler.

İslam âleminin genel durumuna baktığınız zaman ne demek istediğim daha yalın anlaşılacaktır.

İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ı Kerimin bir ayetinde, “ Dinde zorlama ve tiksindirme yoktur” der.” Böyle seslenir gönüllere. Bu gün İslam âlemine baktığınız zaman bu ayeti dilleri söyler ama gönüllerindeki kini asla yok etmezler. Muhammedi dine uymak değil, Muhammedi dini kendilerine uydurdular. İslam, Muhammedi olmaktan çıkarılıp bir Arap – Emevi saltanat ideolojisine dönüştürüldü. Emevi zihniyeti halen devam ediyor. Ve anladıkları dini bizzat zulüm makinesine dönüştürüp birbirini yeme ve boğazlama aracı yaptılar.

Bu kutsal kitap, “Bismillahirrahmanirrahim”, yani “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile” başlar. Diğer bir deyimle de “Sevgi ve merhameti sonsuz olan Allah’ın adı ile” dir. O’nun boyasına boyanmak, O’nun adına iş yapmak, o olmaktır. Çünkü Allah, Allahlığını yeryüzünde insanlar vasıtasıyla yapar.

Her işe, her eyleme sevgi ve merhamet ile başlamak gerekiyor. Bilgi ile donanmak yetmiyor, bilgiyi eyleme dönüştürmek ve bilginin eşeği olmamaktır. Bilerek yaşamak Yunus olup, “Benim işim sevi işi, gönüller yapmaya geldim”, deyip ölümsüzleşmektir.

Çünkü:

Sevgi her buzlaşmış gönlü eritir. Merhamet her katıyı yumuşatır. Sevginin dili her yüreği ısıtır, merhametin dili her düşmanlığı yok eder.

Her Müslüman’ın dilinden besmele hiç eksik olmaz. Ama sadece dilleri söyler, gönüllerine inmez. Eylemlerine yansımaz. Merhamet ve sevgi yaşamına yön vermez.

Ne yazık ki İslam denince ilk akla gelen cehalet ve zulüm.

Hâşâ ki İslam bu değil, bunu hedeflemiyor. Güvenli insanı hedefliyor.

Bu değerleri gönlünde barındırıp eylemlerine yön veren insanı hedefliyor.

Son din olan İslam, tüm âlemi bu rahmetle kuşatmak istiyor. Allah’ın bir esma-ül hüsnası da “Kahhar”dır. Yani nefsimizi kahretmektir. Muhammedi İslam böyle hayat buldu. Bu ilkelerle Arap dünyasını sarmaladı ve cehaletlerine son vermek istedi.

O ses haykırdı tüm insanlığın yüreklerine, gönüllerine:

O gün o çağda, diri diri toprağa gömülen kız çocukları için “Bu çocuklar hangi suçundan dolayı öldürülüyor” dedi. Bunun hesabını sordu, gömdürmedi o suçsuz masumları. O ses yankılandı, hayat buldu.

Dini çıkarlarına alet edinip altın ve gümüşlere boğulan oligarşiye “Bunlar sizlerin yarattığı tahtadan, odundan putlardır” sesiyle tokat gibi indi kulaklarına.

İnsanlıkta doğru namına ne kalmışsa yüksek ahlaka büründürerek “İbrahim’in, Musa’nın, İsa’nın yarım bıraktıklarını tamamlamaya ve kemalete erdirmeye geldim” diyen ses duyuldu ve bu sese kulak verildi.

O günkü dünya da, “üzerinizdeki yükleri kaldırmaya geldim, aklın ve vicdanın önünü açmaya, sizi dinlerin zulmünden kurtarmaya, kula kulluğa son vermeye geldim” diyen yiğitler yiğidine ihtiyaç vardı. Geldim işte dedi.

Bugün bu soruları sorabilecek yürek var mı?

Çünkü bunları yapanlar bizzat dinin uygulayıcıları olan şer odaklarıdır.

Bu sorular bu gün sorulmazsa “Kur’an’ı mehcur’u”, “Kur’an’ı Azim’e dönüştüremeyiz.

Bir ölü metini olarak ayetlerini ezberleyip durduğumuz, papağan gibi şakladığımız, ses yarışmalarına dönüştürdüğümüz ve sağa sola üfürdüğümüz Kur’an’ı Azim değil; Kur’an’ı mehcur’dur.

Atalarımız ne güzel söylemiş:

“'Cahil ile dost olma, ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez üzülürsün.

Saygısızla dost olma usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez üzülürsün.

Açgözlü ile dost olma ikram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez, üzülürsün.

Görgüsüzle dost olma yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez üzülürsün.

Ukala ile dost olma çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur üzülürsün.

Namertle dost olma mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez üzülürsün.

İlim bil, irfan bil, ikram bil, sen seni bil bu sana yeter!”

Evet! Aleviler önce kendini bildi. Yaradılmışı yaradandan dolayı sevdi ve korudu. İlahi ahengi bozmadı, bizzat sahip çıkmaya çalıştı. Can incitmedi, ocak söndürmedi. Cihatı gönlüne yaptı. İslam’ın Emevi yorumunu kabullenmedi, din bu değildir, dedi. Kendi hümanist yorumuyla can kattı yaşayan inancına.

Onca zulüm gördüğü insanların mabedine kinle bakmadı, aklından o mabetlere saldırmak geçmedi. O mabetten çıkıp insanları diri diri yakanlara bile kin besleyip yüreğine yük etmedi. Onlara zulüm etmek için fırsat beklemedi. Çünkü yaşadıkları inanç bu olumsuzluklara fırsat vermiyordu. “Cebir, şiddet, kin ve nefret”e yer yoktu, yasaktı.

Allah genel anlamda inanmayanları dahi koruma altına alırken nasıl olur da kendisi gibi inanmayanlara zulüm eder. Kur'an; "Dinde zorlama ve tiksindirme yoktur" derken hedeflenen budur. Din, bir vicdan, bir iç dünya olayıdır. Onun için biçime değil, öz'e inmiştir. O öz'de aramıştır. Bilir ki o öze vakıf olmak insanı yaratanla bütünleştirecektir.

O öze varamayanlar hayal dünyasında gezinip duracaklardır.

Hz.İmam Ali o öz'ü ne güzel anlamlandırmıştır: "Derman sende, ama senin haberin yok; derdin senden ama sen görmüyorsun/ Kendini küçücük bir beden sanıyorsun; oysa koskoca bir evren dürülmüş içinde senin/ Öylesine ap açık, apaydın bir kitapsın ki, gizli şeyler onun harfleriyle meydana çıkmada/ Dışarıya, kimseye bir gereksinimin yok senin; gönlünde yazılmış yazılar her şeyden haber verir sana."

Alevilik, insanın kendisini tanıması ve bilmesinin adıdır. Can’daki Can’ı yani insanda tecelli edeni aramaktır. Her şeyin kendinde gizli olduğunu, kendinde tecelli ettiğini, meleklerin secde ettiği ulviyeti anlama olayıdır. Çünkü "Gerçek insan olmak, her şey olmaktır."

Kısaca, özünü insan sevgisinde bulan, Tanrı'nın insanda tecelli ettiğini, Tanrı'nın zerresinden oluştuğuna ve onun içinde insanın ölümsüzlüğüne inanan inanç biçimine ve bu Kur'an-i yoruma İslam denildi.

Alevilerin anladığı İslam da budur.

 

ALEVİ İSLAM İNANÇ HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI

Ayrıntılı Bilgi İçin; Alevi İslam İnanç Hizmetleri Sayfasını Takip Ediniz  https://www.aleviislaminanchizmetleri.org/